Perşembe, Ekim 05, 2006

TERCÜME / ÇEVİRİ VE KUR’AN-I KERİM:Türkçe Kur’an mı var behey şaşkın!

TERCÜME / ÇEVİRİ VE KUR’AN-I KERİM Rıdvan Çeliköz

“Türkçe Kur’an mı var behey şaşkın!?” (Elmalılı)

"Tercüme/çeviri, anladığını anlaşılır bir di’lle/lisân’la anlatabilmektir."

Farklı kültürler içinde yoğrulmuş farklı dil’ler/lisân’lar arasında bir köprü kurmak, insan olmanın getirdiği ortak noktalar yardımıyla paylaşmanın zevkini tatmaktır çeviri.

Tercüme/çeviri, bir sözün üslup, mana ve mesaj gibi bütün özelliklerini, mümkün olabildiğince benzer bir şekilde başka bir dil’e/lisân’a aktarmaktır. Bu özellikleri aktarırken tam bir benzerlik sağlamak hemen hemen imkansızdır. Çünkü insanlar farklı ırk, farklı kültür ve farklı hayat felsefelerine sahiptirler. Bu farklılıklar insanların, eşya ve hadiselere değişik anlamlar ve yorumlar getirmesine sebep olmaktadır.

Kelimeler ve onların zihinde uyandırdıkları "kavramlar", her kültürde ayrı bir yere sahiptir. Zengin bir kültür birikimi olan ırkların kullandığı kelimelerin arkasında muazzam bir tarih yatar. Hemen hemen her bir kelime, tarihî seyri içerisinde farklı anlamlar kazanır, incelir. Bu farklılıkların, bu inceliklerin, birbirine çok benzeyen kültürlerde bile değişik hayat görüşleri bulunduğu göz önünde tutulursa, başka bir dil’e/lisân’a aktarılıp aynı tesirleri gerçekleştirmesi beklenemez.

Tercümedeki bu sınırlılığa dikkat çektikten sonra tercüme/çeviri metotlarına geçebiliriz. Bir dilden öbür dile yapılacak anlam aktarımının dolaylı ve dolaysız yedi farklı işlemle gerçekleştirilebileceğini ve çevirmenin/mütercimin, karşılaştığı güçlüğe göre bu yedi işlemden birine başvurabileceğini yöntemleri şöyle sıralayabiliriz;

a. Dolaysız çeviri/tercüme işlemleri:
1. Aktarma;
2. Öyküntü;
3. Sözcüğü sözcüğüne çeviri;
b. Dolaylı çeviri işlemleri:
1. Biçim değiştirme ya da sözcük türü değiştirme;
2. Bakış açısı değiştirme;
3. Eş değerlik
4. Uyarlama
Bütün bunları içine alan genelde iki çeşit tercümeden bahsedilir: harfî ve mefhumî tercüme.
a. Harfî tercüme/çeviri mot a mot tercüme/çeviri
Bu tür tercümede/çeviride, bir dil’deki/lisân’daki tabirler, başka bir dil’deki/lisân’daki en yakın karşılıklarına, olabildiği ölçüde kelimesi kelimesine aktarılır.

“Elini bağlayıp boynuna asma. Ama onu büsbütün de açma. Sonra kınanır, hasret içinde bir köşede büzülür kalırsın” . (17:29, Yaşar Nuri ÖZTÜRK/1994)

b. Mefhumî tercüme/çeviri veya tefsiri tercüme/çeviri:

Bu metot, daha çok, bir sözün/kelâm’ın mesajının aktarılması üzerinde durur. Bu yüzden de harfî tercümedeki/çevirideki, kelimelere bire-bir karşılık bulma gibi katı kurallar taşımaz. Bu metodun taşıdığı esneklik, tercümenin çevirinin gayesi olan "okuyucuda, orijinal metindeki gibi benzer bir etki bırakma"yı bir derece gerçekleştirebilir. (Yalnız bu metodun esneklik sınırına dikkat edilmelidir. Üslubu bozacak, mesajı değiştirecek, okurun düşünce sürecini olumsuz yönde etkileyecek yorumlar, anlamlandırmalar “Anlam kaydırmaları” yapılmamalıdır.” )

“Ne cimri ol kınanırsın, ne de müsrif ol (kaybettiklerinin) hasretini çekersin” (17:29)
Tercüme metotlarından sonra, göz öِnünde tutulması gereken noktaların bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

1. Yabancı bir dil’den/lisân’dan dil’imize/lisân’ımız geçmiş; ancak kültürümüz içinde yoğurduğumuz için farklı anlamlar kazanmış kelimelere dikkat edilmesi gerekir. Meselâ, “Secde, Salat, Akid, Sabır, İslam” gibi
2. Yabancı bir dildeki ata sِözü, deyim, terim, vecize gibi daha çok mecazî olarak kullanılan tabirler tercüme edilirken/çevrilirken dilimizdeki karşılıkları kelimesi kelimesine verilmemeli (o dilden aynen alınanlar hariç: varsa kültürümüzdeki karşılıkları kullanılmalı, yoksa tarifleri yapılmalıdır.)

“Öyle ki ziyaret edip saydınız kabirleri”. (102:2Yaşar Nuri ÖZTÜRK/1994)
Bizim dilimizde kabirleri ziyaret etmek gibi bir deyim yoktur. Fakat şöyle bir ifade vardır “tahtalı köy” bundan kasıt “ölümdür” bu ayette de “ölümden kinaye olarak “kabristanı ziyaret” söylenmiştir.

Çeviri şöyle olabilirdi:

“Zenginleşmeye/servet çoğalmaya kendinizi öyle kaptırıyorsunuz/meşgul oluyorsunuz, ta ki, ölüne kadar.”(1-2) Bu ayetti böyle çevirmemiz için bak: 57:20, 18:34, 34:35
3. Tercümede mana ve mesajın aktarılması, tek tek kelime ve cümlelerin aktarılmasından daha ِönemlidir.
4. Tercüme edilen kelimenin birden çok anlamı varsa, bunlardan bir tanesi "bağlam" gِöz öِnünde bulundurularak seçilmelidir.

“Siz yok iken size hayat veren Allah’a nasıl nankörlük edersiniz? Sonra sizi yok edecek sonra size hayat verecek ve sonra O’na döndürüleceksiniz” (2:28)
Bu ayetteki küfür kelimesini nankörlük olarak çevirmemizin sebebi ayettin devamında;
“O yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı”

5. Doğru tercüme, cümlelerin mana ve mesajlarını, üsluba dikkat ederek aktarmayı gerektirir. Mana ve mesaj, belki bir dereceye kadar tercüme edilebilir/çevrilebilir, fakat üslubun da aktarılabilmesi, garip tabirlerin bulunmaması, kısacası tercümenin/çevirinin, tercüme/çeviri olduğunun hissedilmemesi için şunlar gerekmektedir:

a. Kaynak dil/lisân (kur’an’ı kerim söz konusu olduğunda bu dil’/lisân Arapça’dır.) ve hedef dil’in/lisân’ın (Türkçe) , söz dizimi, dilbilgisi ve kelime bilgisi gibi dilbilimine ait bilgileriyle kültürüne ait inceliklerini bilmek.
b. Metnin kime hitap ettiğini iyi tespit edip hedef dil/Türkçe okurunun bu sahadaki beklentilerini doğru bir şekilde tahmin etmek. Yani, çevrilecek metni, başka bir kültürün okuruna hitap edecek şekilde ele almak
c. Metinde verilmek istenen mesajı iyi anlamak. Zira, tercüme/çeviri yaparken önünüze çıkan birtakım alternatiflerden birini seçmek zorunda kalacaksınız. (Bir kelimenin birkaç karşılığından birini seçmek gibi). Bu seçme işleminde tutarlı olabilmeniz için metnin vermek istediği mesajı iyi bilmeniz gerekmektedir.
ç. Kendine has dil/lisân kullanımını (parole), genel olarak kabul edilen doğru dil/lisân kullanımlarına (langue) en yakın bir duruma getirmeye çalışmak.
d. Tatmin edici bir tercüme/çeviri yapabilmek için bütün bu bilgileri sezgi kıstasıyla düzene koyup kullanmak
6. Okuma, mevcut bilgileri kullanmak için bir tahlil kabiliyeti, yazmak ise mevcut bilgileri organize etmek için bir terkip istidadı gerektirir. Bir tercümanın/çevirmenin her iki kabiliyetini de geliştirmesi lazımdır

Yukarıdaki bütün bu değerlendirmelerden sonra günümüz Müslümanlarının ekseriyetle gençlerin içerisinde bulundukları en önemli hatalardan birisi, Kur’an’ı Kerim çevirisi/tercümesi ile asıl metin/Kur’an’ı Kerim arasında zihnen bir aynılaştırma/özdeşleştirme yapıyor olmalarıdır. Bu tür düşünenlerin zihninde çeviri/tercüme ile metin/Kur’an’ı kerim arasındaki mesafe hemen hemen ortadan kalkmış durumdadır. “Kur’an’ı Kerim üzerine tefekkür, tedebbür etmek” dendiğinde bu anlayışa göre Kur’an’ı Kerim’in çevirisi/tercümesi üzerine tefekkür etmek, tedebbür etmekten söz ediliyor demektir.

Her şeyden önce Kur’an’ı Kerim’in kendisiyle onun çevirisi/tercümesi arasındaki farkın bilinmesi, okuyucusunun da bu farkı bilerek durduğu yeri bilmesi, haddini bilmesi, konumunu bilmesi son derece önemlidir. Mesela bir tercümede/çeviride okuyucu hatayı, yanlış tercümeyi/çeviriyi bulduğunda veya fark ettiğinde “böyle çeviri/tercüme olmaz, bu tercüme/çeviri saçma” diyebilmektedir. Fakat “Böyle ayet veya böyle saçma bir ayet olmaz” diyememektedir. Aşağıdaki örnekler Kur’an’ı Kerim Tercümesi/çevirisi ile Kur’an’ın Kerim’in arasındaki nüans görmeye yeterli olmaktadır. Örnek olarak Nisa Suresi 41. ayeti seçtik ve onun tercüme/çevirisi;

“Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!” (Diyanet Vakfı)

“Nasıl olacak! Her ümmetten bir şahit getireceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit getireceğimiz zaman?” (Ömer Nasuhi BİLMEN)

“Her ümmetten bir şahid getirdiğimiz ve onların üzerine seni şahit olarak getirdiğimiz zaman nasıl olacak?” (Ali BULAÇ)

“Ey Resulüm! Her ümmetten haklarında tanıklık edecek bir şahit (peygamber) celbettiğimizde ve seni de bütün onlara (ümmetine) şahit olarak getirdiğimizde, bakalım onların hali nice olacak?” (Suat YILDIRIM)
“Her ümmetten (inanç ve davranışlarının doğru olup olmadığına tanıklık edecek) bir şâhid, seni de bunlara şâhid getirdiğimiz zaman (halleri) nice olur?” (Süleyman ATEŞ)

“Her ümmetten bir şahid getirdiğimizde, seni de onların üzerine şahid tuttuğumuz vakit bakalım halleri ne olacaktır.” (Ahmed DAVUDOĞLU)

“Her ümmetten bir tanık getirip de seni de şunlar üzerine tanık olarak diktiğimizde iş nice olacaktır” (Yaşar Nuri ÖZTÜRK)

Örneklerini verdiğimiz mütercimler/çevirmenler Süleyman Ateş hariç ayetteki “هؤلاء” (Bunlar) ibaresini “أولئك” (Şunlar) “أولآلك” (Onlar) ibaresinin karşılığını vererek çevirmişlerdir.
Bu ibareler Arapça’da işaret etmek amacıyla kullanılır, kullanılan işarete göre şahıslar yakınlık ve uzaklık ifade ederler. (Türkçe’deki Bunlar, Şunlar, Onlar, kelimeleriyle karşılaştırılsın.) Bu inceliği orijinal metne bakmadan fark edemeyecek olan okuyucu bu ayetlerin çevirisinden farklı anlayışlara, farklı peygamber tasavvuruna ulaşacaktır.

1. Peygamber (a.s) kıyamet gününde şahidlerin üzerinde bir şahiddir.
2. Peygamber (a.s) her ümmetin şahidi gibi ümmetine şahidlik edecektir.
3. Peygamber (a.s) yaşadığı zamanına ve zamanının insanlarına şahidlik edecektir.
4. Peygamber (a.s) görevini yaptığı ve insanları uyardığı yönünde şahidlik yapacaktır.

Ehli olan için bu tür örneklerden çevirilerde/tercümelerde bol miktarda vardır. İstenirse misaller çoğaltılabilir. Biz anlayan için bir misalin yeterli olacağı kanaatindeyiz.

Mütercimin/çevirenin kurduğu bir metinden ilham almak mı? Mütercimin/çevirenin yaptığı işe güvenmek mi?

Eğer mütercimlere/çevirenlere güveniyorsanız yukarıda yazdıklarımızın sizinle hiçbir ilgisi yoktur. Eğer mütercimlere/çevirenlere güvenmiyorsanız o zaman bu işi hakkıyla yapalım dediğinizde Kur’an’ı Kerim’le aranızdaki ilişki mukallid bir Müslüman’ın tahkike geçtiğinde yapması gerekenlerdir. Muhakkak ki Allah Azze ve Celle cehd edenleri yollarına hidayet edendir. Cehd bizden, tevfik Allah Azze ve Celle’den

Hiç yorum yok: